2012 Kış Kampı Hatıralarımız

Yazar: Mehmet Efe Akengin


TÜBİTAK her sene Ulusal Bilim Olimpiyatları’nda dereceye giren öğrencileri yarıyıl tatilinin ikinci haftasında başlayan iki haftalık bir çalışma kampına çağırıyor. Havalı tabiriyle Uluslararası Bilim Olimpiyatları’na Hazırlık Kış Kampı, bu sene Concorde De Luxe Resort Hotel’de, son yıllarda olduğu gibi Antalya’da yapıldı. Madalya sayısında artırıma giden BİDEB, kış kampı için belirlenen otelle de öğrencilerin yüzünü güldürdü.

Kamplarımızın vazgeçilmezi İbrahim abimiz yoktu bu defa, yerine yaz kampından tanıdığımız daha genç iki sima, Eray abi ve Demet abla vardı.

Kampın klasik ilk gün ritüelleri yine tekrarlandı, üzerinde okul ve adınızın yazılı olduğu yaka kartlarının dağıtımı ve saat 21:00’de de kamp toplantısı.  Bu toplantıların genel özelliği, kampta huzuru bozmak adına yapılabilecek tüm muziplikleri öğreniliyor olmasıdır. Çok genel kaidelerden bahsedildikten sonra, önceki kamplarda yaşanan odada yangın çıkarma, maç yaparken sınıfın duvarını kırma, gece 1’den sonra son ses müzik dinleme veya otelin 11.katına çıkıp üç karış genişliğindeki balkondan sarkma gibi aktivitelerin tehlikeli ve yasak olduğundan bahsediliyor. Bunları yapanların veya sınıfa pijama artı terlik ile gelenlerin kamptan atılabileceği söyleniyor, ve saire.

Yaka kartlarının hikâyesi ise ayrıdır. Bin bir emekle hazırlanan güzelim kartları arka cebimize koymak ve İbrahim abiyi görünce hızlıca boynumuza geçirmek adettir.  Az mı azar işittik yaka kartlarımızı takmadık diye. Her kamp, kamptaki görevli abi ve ablalarımız için kartların takılması bir memleket meselesi olagelmiştir. Öğrenci takmaz, öğrenci gurur yapar yaka kartını. O kadar ki, olimpiyatçı karta yapmadık şey bırakmaz. Ona “tasma” der, milli duyguları kabararak “Ben bu esareti kabul etmem” diye haykırır adeta. Birileri “tak o kartını” dedikçe, bir inat olur. Hiç çıkar yol bulamayan, kartını kırınca rahatlar belki. Ama bu da derdine derman olmaz, hemen boş bir kartın üstüne ismi yazılarak kendisine teslim edilir. Tabii kartını düzenli takan, onunla yatıp kalkanlar da vardır. Benim içinse yaka kartı, gören otel müşterilerinin “Hm… İstanbul Lisesi’nde okuyorsun demek. Düz mü meslek mi?” şeklinde ithamlarına maruz kalmama bir sebeptir. Buna rağmen bu kamp, kendi sınırlarımı aşarak toplamda takmam gereken zamanın yarısından çoğunda yaka kartımı üzerimde bulundurmayı başardım.

Bu sene Türkiye tarihinde üçüncü kez matematik deneyimli sınıfı açıldı. Daha zor sorular çözülse de, teknik olarak diğer sınıflardan tek farkı deniz manzaralı olmasıydı. Hatta deneyimli sınıf olmasının diğer öğrenciler üzerinde olumsuz psikolojik etkileri olacağını düşünen bazı hocalarımızın, büyük ve hatta küçük sınıfa giderek arkadaşlarımıza “bu soruyu deneyimliler çözemedi.” gibi gazlamalarda bulunduklarını duydum. Benzerini Okan Tekman hocamızın biz küçük sınıftayken bir Çin Kız Olimpiyatı sorusunu bize sorup, sonra da biz çözdükten sonra bize “Bu soruyu deneyimli ve büyük sınıfa da sordum, en hızlı siz çözdünüz.” şeklinde moral verdiğini hatırlıyorum. Şu an çok garip gelse de, bu iltifat üzerine çok heyecanlandığımızı hatırlıyorum.

 

Her kampta olduğu gibi, Pazar günü ders başı ve sonraki cumartesi günü tatil olmak üzere on iki gün ders ve her gün 6 saat ders, 1,5 saat etüt olmak üzere toplam 7,5 saat çalışma yapıldı. Dört ana ders konusu olan Sayılar Teorisi, Geometri, Analiz Cebir ve Sonlu Matematik toplamda eşit sürede işlenecek şekilde dağıtılmıştı. Bunun dışında dersler için söylenebilecek çok bir şey yok diye düşünüyorum, sadece Azer Hocamızın bol esprili dersleri için bile kampa gelinir.

Kampların asıl faydasının yapılan derslerden çok, sizin derdinizden ve yaptığınız işin ciddiyetinden anlayan onlarca insanla bir araya gelmek ve güzel bir tecrübe yaşamak olduğunu düşünüyorum. Özellikle de okulunuzda yapılan çalışmalar kısıtlıysa ve çevrenizde halinizi anlayan az insan varsa (hatta genelde bir olimpiyatçının yaşadığı heyecanı olimpiyatçı olmayan pek anlayamaz.) kamplara gelmek ve olimpiyat camiasının bir üyesi olduğumuzu yeniden hissetmek önümüzdeki engellere karşı yeniden güç veriyor. Çok epikmiş gibi gelse de, kış kampından sonra takım seçme sınavına kadar olan iki aylık süreyi her gün saatlerce matematikle uğraşarak geçirmek için gerekli olan morali kamplar olmadan elde etmek zor.

Bu yüzden, otellerdeki sosyal imkânların yeterli olması kampın kalitesini doğrudan etkiliyor. Concorde Otel’de bu anlamda adeta bir etkinlik cümbüşü yaşadık. Otelde golf, futbol, voleybol, basketbol, tenis sahaları vardı. Hemen her öğlen matematikçiler olarak toplanıp maç yapıyorduk. (Çok sıradan gözükse de, asosyal olduğu iddia edilen  -ve ne yazık ki bazı durumlarda da doğru olabilen- olimpiyatçıların sporsal faaliyetlerde bulunması aslında büyük bir olay olarak görülebilir.) Böylece odalarımızda maç yapıp banyo camını ya da 2009 Yaz Kampı’nda olduğu gibi ara duvarı kırmak gibi bir duruma düşmekten de kurtulduk. Belki tek sorun, kampların vazgeçilmezi bilardonun fahiş fiyatlara olmasıydı.

Yemek kalitesi olarak son yılların en iyi kış kampı oteliydi. Geç kahvaltı ve gece oda servisi uygulamaları ile tüm olimpiyatçıların gönlünü kazandı Concorde Otel. Böylece kamplardaki ciddi sorunlardan ikisi de çözülmüş oldu: Gece geç saatlere kadar çalışan bazı olimpiyatçılar, gece aç yatıyor ve sabah ancak ders başlamadan önce kalkıp kahvaltısız derse giriyorlardı (bu bir yalan, ders çalışmak kısmını çıkarırsak doğru). Geç kahvaltıyla birlikte birkaç gün içinde umumi kahvaltı saatimiz saat 8:30’dan birinci ders arası olan 10:30’a kaydı. Ayrıca gece 1’den sonra odalara yapılan bedava hamburger ve patates kızartması servisi ile gece geç saatlere kadar güçten düşmeden iskambil kâğıtlarıyla oyun problemleri çözebiliyorduk(ya da kim ne anlamak isterse…). Fakat otel yönetiminin bu durumdan pek memnun olmadığını da tahmin etmek zor değil. Saat gece biri gösterdiğinde, oda servisini arayarak bir şeyler ısmarlamak için takriben 5 dakika meşgul çalan telefonu beklemeniz gerektirecek kadar bir sipariş trafiği vardı.

Hâsılı, beklenen ve genel gerçekleşenin aksine tek kelime ile mükemmel bir kamptı. Kampların ODTÜ’nün yerleşkelerinde yapıldığı dönemlerden, beş yıldızlı parmak ısırtan otellere son on yılda hızlı bir geçiş yapılmasını sağlayan BİDEB’deki değerli hocalarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum.

 Kampın Özlü Sözü:

 “Geometrimin kötü olması benim için değil, geometri için bir kayıptır.”

                                                                                                                                 Yunus Emre Demirci

(Yunus Emre Demirci, Mehmet Tagiyev’in dersinde geometri becerisine laf edilince.)

Bir Yorumda Bulunun.

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s